Günlük Gazetesi
Günlük | Dosya
22.8.2009

Gelişen dünya dilbilim düzeninde dilsel haklar:


Gelişen dünya dilbilim düzeninde dilsel haklar:
Devlet, pazar ve iletişim teknolojileri


Batı Avrupa'da feodalizmden kapitalizme geçiş, devletin birey ve cemaatlerin dilsel yaşamına artan müdahalesiyle birlikte gerçekleşti. Pre-modern devlet, iktidarı merkezileştirememesiyle ayırdedilir; ekseri ulus-devlet olarak sınıflanan modern devlet ise, politik, ekonomik, kültürel ve dilsel iktidarı belirgin bir şekilde merkezileştirmeyi başarmıştır. Fransa, Britanya ve ABD gibi, 'etnisite'den ziyade 'vatandaşlık' üzerine kurulu ulusal modellere sahip olduğu düşünülen devletlerde bile, ulusal dilin evrensel kullanımını kanunlaştıran ve öteki dilleri yasaklayan bir gelenek vardır (de Varennes 1996, 10-19). Bu nedenle, ondokuzuncu yüzyıl Avrupası'nın başlarında dilsel alanda eşit haklar için ilk mücadelelerin, dilsel ve politik iktidarın artan merkezileşmesine denk gelmesi sürpriz değildir.

Modern devletlerde bireyler çeşitli haklara sahip vatandaşlar olarak muamele görürler. Liberal demokratik geleneğe göre, bu haklar rejimi devletin vatandaşlar üzerindeki iktidarına önemli sınırlar koyar (Waldron 1993, 575). Fakat, ironik olarak, bu hakları bahşeden devletin kurumudur. Her ne kadar devlet bu hakları tanısa, kanunlaştırsa ya da garanti altına alsa da, bireyler yalnızca devletin izin verdiği dereceye kadar 'haklarını kullanırlar.' (Schneider 1993, 508)

Birçok postyapısalcı ve postmodernist, hükmetmede meydana gelen radikal kopuşa, haklar rejimine ve vatandaşlığa işaret ederek modernitenin devlet merkezli politikasını reddetmektedir. Bir değerlendirmeye göre, hükmetme kapasitesinin ulus-devletin alt ve üst organlarına doğru, büyüyen bir dağılımı söz konusudur... Devletler toprakları üzerindeki hakimiyet tekelini yitirmektedirler; ulus-devletler, yaşamsal öneme sahip olmalarına rağmen, hükmetmeyle ilgili işbölümü içinde sadece bir parçayı oluştururlar ve artık bu işbölümünün doğası tamamen onların kontrolünde değildir. (Hirst 1996, 98, 99) Fukocu (Michel Foucault'nun teorilerini savunanlar), 'yeni çağın' ve post-modern dünya düzeninin' kuramcısı bir başkasına göre, 'uluslararası hukuğa göre tarif edilen egemenlik ve yurt olguları, ulus-ötesi meşruiyetçi kurgulara dönüşmektedir. Bugün, çoğalmakta olan merkezsiz iktidarın alt/üst ulusal çekirdekleri hükümet karşıtı yasa bozma ve yasa tanımamayı yaratır ve yönetirken, her egemen kendi topraklarında, sürekli olarak, içerden ve dışardan etnik kabilecilik, dilsel ayrılıkçılık, dinsel fundamantalizm, pan-ulusal ırkçılık ve 'küresel çevrecilik' gibi parçalayıcı güçler tarafından 'tehdit edilmektedir.' (Luke 1997,8)

Bu gerçekten de varolan 'siberuzay'da, egemen toprak güçleri 'yasaların ne olacağına, kimin için ve neden olacağına kendi çıkarları doğrultusunda karar veremezler' (ibid, 12). Modernitenin 'merkezi egemenliği'nin yerine 'merkezkaç güç merkezleri, yasadışı yasa-yapıcı unsurlar, kuralsız kural koyucu kurumlar' geçmektedir. Dünyanın her yerinde, 'merkezkaç güç çekirdekleri, hükmeden devletlerin yöneticilerinin etkisiz, gayrimeşru ya da güçsüz kaldığı uzaydaki kendi özel alanlarında, operasyon bölgelerinde, ya da inanç cemaatlerinde kuralları koyarlar' (ibid, 14)

Diğer postyapısalcılar bir 'küresel sivil toplum' tasarlarlar; bu toplumda, devletdışı aktörlerin eylemleri kuramcılara 'saf bir mevcudiyet ve anlamın tutarlı bir kaynağını yansıtan egemen bir kimlik olarak' devletin temsiline karşı çıkma olanağı verir (Marden 1997, 51). Burada asıl mesele gerçekte ya da hayali olarak devlet egemenliğinin kaybolmuş olması değildir. Mesele daha ziyade devleti 'tek tutarlı egemen mevcudiyet' olarak reddetmektir. Böylece, 'devletin ayrıcalıklı figürünün yanı sıra, diğer egemenlik biçimleri' de işin içine girebilir. Devletin indirgenemezliği bir kez reddedildiğinde, egemenliğin alternatif kaynaklarını görmek olanaklı hale gelecektir; kapanış yeni açılışlara yol açabilir (ibid).

Bu yazı, Türkiye'de Kürtlerin dil hakları için verdiği mücadelenin ışığında, devlet egemenliğinin aşınması hakkındaki postmodernist iddiaların içermelerini incelemektedir. Türkiye, bu ülkede en az oniki milyon kişi tarafından konuşulan Kürt dilini yok etmede sert bir politika izlemektedir. Kürt dilinde yazım, basın, yayımcılık ve eğitim 'Türk milletinin bölünmezliği' ve onun 'toprak bütünlüğü'ne karşı suçlar olarak şiddetle cezalandırılmıştır. Türk devletinin totaliter 'kapatma' uygulamasına karşın, bir grup Kürt Batı Avrupa'da, 1990'lı yılların ikinci yarısında, uydu televizyonu aracılığıyla anadilde eğitim ve yayın haklarını hayata geçirerek, Türk devletinin egemen düzeninin altını oymuştur. Bu, egemenliğin üst üste gelen bir işlemi olmasına rağmen, bu yazı devletin dilsel ve politik iktidarın düzenlenmesinde önemli bir rol oynamaya devam ettiğini iddia etmektedir.

Med-TV: Devletsiz bir ulusun uydu televizyonuna erişimi

1994 Mayısı'nda, bir grup Kürt tarafından kurulan Med Yayımcılık Ltd., ilk Kürt uydu televizyon kanalı olan Med-TV'yi faaliyete geçirdi. (detaylı bilgi için bkz. Hassanpour 1997, MED TV, Mart 1995'te resmen yayına başladı.) Bu, 'özellikle son yıllarda Avrupa'daki geniş Kürt diasporasından gelen bağımsız bir televizyon kanalı isteklerine bir cevap oldu.' (Med TV 1995) Kanalın lisansı Londra'da, 'politik anlaşmazlık ya da kamu politikasıyla ilgili konularda tarafsızlık' dahil, Britanya yayımcılık yasalarına uygunluk için lisans isteyen Bağımsız Televizyon Komisyonu tarafından verildi. Kanalın yayını günlük üç saatle başladı ve bu 1997'nin sonlarında 18 saate ulaştı. Med TV'nin ofisi Londra'dadır, ama yapımcılık faaliyetlerinin çoğu Brüksel ve Stockholm'deki stüdyolarında gerçekleştirilmektedir.

Kanal adını Medlerden almıştır; Med TV'ye göre, Medler Batı Asya'nın en eski uygarlıklarından birini kurmuşlardır ve Kürtlerin atalarıdırlar. Bugün, 'Kürt kimliği hâlâ kendi ayrı dil, kültür ve gelenekleriyle tanımlanmaktadır.' (Med TV, 1995) Fakat, Kürtler 'dünya genelinde 35 milyonluk bir nüfusla... dünyada tanınmış bir ülkeye sahip olmayan en büyük ulusu oluşturmaktadırlar... Tarihte ilk defa, Kürtler kendi yaşamlarını, kendi gerçekliklerini tüm dünyada televizyon ekranlarına yansıtmış olarak görebilmektedirler. Med TV, dünyadaki Kürt halkına ulusal ve uluslararası olayları aktarırken, Kürt dilini ve haklarından mahrum edilmiş bu halkın kimliğini yeniden canlandırmaya yardımcı olmayı amaçlamaktadır.' Finansal destek sağlayan Kürt İnanç Kurumu'nun (Kurdish Foundation Trust) amaçlarından biri, 'Kürt halkının kültürel kimliğinin ve Kürt dilinin dünyanın her yanında gelişmesine yardımcı olmaktır.' (ibid.)

Programlar büyük bir çeşitlilik içermektedir. Günde üç haber programı vardır; haberler Kürtçe'nin iki lehçesinde ve Türkçe verilmektedir. Güncel olayların, politika ve diğer konularla ilgili tartışmaların yapıldığı programlar çok popülerdir. Kürdistan'ın tüm parçalarından Kürt politik partilerinin liderleri sık sık tartışmalara katılmaktadırlar. Kürdistan ve Avrupa'dan seyirciler canlı talk-show'lara ve telefonla tartışmalara katılmaktadırlar. Genelde Kürtçe seslendirilen belgeseller kanalın yapımlarını ve değişik yapımcılar tarafından üretilen ve çeşitlilik içeren bir seçkiyi içermektedir. Eğlence ve kültür programları film, drama, müzik, tiyatro, bilim vs. konulardadır. Çocuk programları kapsam bakımından geniştir ve Kürtçe dil öğrenimini, filmleri, ve çizgi filmleri içermektedir. Dinsel programlar hem nüfusun çoğunluğunu oluşturan Müslümanlara hem de azınlıktaki farklı dinlerden insanlara seslenmektedir. Ayrıca, üçüncü büyük Kürtçe lehçe olan Dımılicede (Zazaca), ve aynı zamnda Asurca, Arapça, ve İngilizce gibi diğer dillerde haftalık programlar vardır.

Sınırları aşan Kürt televizyonu ve MED TV'yi susturma çabaları

Kürtçe'de dünyanın ilk ve tek uydu televizyonu olan MED TV, Mart 1995'te yayına başladı. Medya gözlem grupları ve insan hakları aktivistleri, onu 'politik sansürün bir yenilgisi' ve 'ülkesiz etnik grupların yayın yapılmasında' bir öncü olarak selamladılar. Bir Kürt gazetesi onu 'silahlı devrim mücadelemizin tamamından daha önemli... bir medya devrimi' ve 'büyük bir tarihsel sıçrama' olarak değerlendirdi. Diğer yandan daha yayına başlamışken, Türkiye bu kanalı, 'terörist' Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) sesi olmakla itham etti ve onu susturmak için seferber oldu.

***

Ankara sınırları içindeki Kürtlerin iletişim haklarını tanımama gücüne sahip olmakla birlikte, gökyüzünden yapılan yayını yasaklamakta başarısız kalmıştır. MED TV 70 yıl boyunca yaptığını bozmaktadır. Her gün Kürt evlerine çocukların anadillerini öğrendikleri bir sınıf ortamı, önemli olayların Kürtçe yorumlarını yapan iki haber programı ve yazılı basın ya da radyonun hiçbir zaman ulaşamadığı ölçekte Kürt ulusal kimliğini yayan kültür programları taşımakta ve daha önemlisi, Kürtlerin özyönetim talepleri karşısında barışçı ve demokratik bir çözüm isteyen Türk sözcülerin, gazetecilerin, sanatçıların, akademisyenlerin ve politik aktivistlerin görüşlerini yayınlamaktadır.

Gökyüzünde yapılan yayın, Kürdistan'ı çeşitli parçalara ayıran uluslararası sınırları aşmakla kalmayıp, bu sınırları etkili bir şekilde ortadan kaldırmaktadır. Böylece, Türk devleti, dünyaları ayrı olmakla birlikte Kürtlerle aynı yorumu paylaşmaktadır. MED TV, gökyüzünde Kürt egemenliği demektir...

Öyleyse, niçin Türkiye'nin MED TV'yi baskı altında tuttuğunu anlamak zor değildir. Kanal bir kez yayına başladığında, Kürdistan'da Türk polisi ve jandarması çanak antenleri imha etmeye, MED TV izleyicilerini, çanak anten satıcılarını ve gerekli donanımı kuranları tutuklamaya ve tehdit etmeye başladı. Fakat, bu iletişim aracına karşı uygulanan şiddet biçimleri etkili olmadı. PKK Lideri Abdullah Öcalan, bir ateşkes çağrısı yapmayı planladığında, uydu yayıncılığı tarihinde ilk defa, parazit yapılarak yayının izleyicilere ulaşması engellendi. Avrupa'da kanalın finansal ve örgütsel yapısını açığa çıkarmak için, Türkiye yoğun bir diplomasi ve casusluk kampanyası başlattı. Ankara, yayıncılık lisansını iptal etmek için, Britanya hükümetine ve Londra'daki düzenleyici organizasyona baskı yaptı.

***

Med TV 'enformasyon toplumu' çağının emsalsiz bir örneğidir, ama devlet (çeşitli Avrupa ülkeleri ve Türkiye) ile pazarın (uydu şirketleri, bankalar vs.) el ele vermesi sayesinde yaşadığı baskı için de aynı şey geçerlidir. Batılı güçler için, bir NATO üyesi ve vazgeçilmez müttefikleri olan Türkiye'nin güvenliği, Kürt halkının dil ve iletişim haklarından daha yaşamsaldır. Bununla birlikte, MED TV'nin susturulması, Batı'nın demokrasiye ve ifade özgürlüğü ya da azınlık hakları gibi temel haklara saygılı olma iddiasını sorgulanır hale getirmiştir.

(Bu kısım Hassanpour'un Vesta dergisinin Birinci Sayısı'nda (2003'te) yayınlanan 'Çoğunluk Sansürü, Azınlık Yayıncılığı' başlıklı yazısından derlenmiştir.)

Hazırlayan:AMİR HASSANPOUR


Bookmark and Share

 

  Günlük /
TÜRKİYE'DE YAŞAYAN KAFKASYALILARIN VE ÖZELDE İSE GÜRCÜLERİN DİL VE KİMLİK SORUNLARI
Kirmanca (Zazaca) mevlitler
Zülküf ile Zilkif arasındaki fark: İnsanlaşma sürecinde çeviri
Kürt edebiyatının okur kitlesi henüz oluşmadı
Eğitim sistemindeki sömürü düzeni
Siyasal güç ve dil
Pomaklar, dil ve ötekileşememe...
Ahmet ARAS: Dengbêjlerde aşk özgürdür
Kolektif haklar ve Kürtçe'yi diriltmek
Bireysel haklar, kolektif haklar ve dil ölümü
Gelişen dünya dilbilim düzeninde dilsel haklar:
   Dosya
'Dedelerden talimat' meselesi Alevi açılımı ve radikal laiklik
Sandıklar temiz gidecek
Hakkari yüzde yüz boykot diyor
Van'da boykot birinci sırada
1 Eylül'ün şafağında savaş ve barış
  En Çok Okunanlar
Kürtlerin gündemi çözüm, Başbakan
Referandumda devrimci tavır
Hopa Kemalpaşa Özerk Bölgesi
Sandıklar temiz gidecek
Türkiye acil adım atsın
Türkali boykota çağırdı
Sol el konçertosu

  Köşe Yazıları
 Kürtlerin gündemi çözüm, Başbakan

Yüksel Genç

 Kayıp şehir

Arif Altan

 Referandumda devrimci tavır

Şaban Iba

 Sol el konçertosu

A.Hicri Izgören

 Hopa Kemalpaşa Özerk Bölgesi

Metin Yegin



© 2009 Günlük Gazetesi