Günlük Gazetesi
Günlük | Kültür | Asma Yaprağı
16.1.2010

Türkü söylemek beni insan sevgisiyle dolduruyor...


'Ve karanlıklar senaryosunu parçaladığımızda bütün şarkılarda kendi dilinde
Şu nakarat dillenir
Bütün Halklar Kardeştir'

Bekir Kilerci

Ortadoğu kültürüne ilgi duyan Paula Darwish; farklı kültürleri tanımak, farklı yaşamların ve farklı inançların izini sürmek için yollara düştüğünde, Anadolu türküleriyle tanıştı... Anadolu halklarının kültürel zenginliğini keşfettiğinde, bir gizin peşine düşercesine sözcüklerin izini süren Paula, heybesine doldurduklarını özenle işleyerek sunuyor dinleyicilerine... Çok etkilendiği Kürtçe ve Türkçe ezgileri kendi özgün yorumuyla seslendiren besteci ve yorumcu Paula Darwish 'Country and Eastern' isimli grubuyla hem Londra'da hem de Manchester'in canlı müzik sahnesinde saygı kazanmış bir sanatçıdır. Paula Darwish, tüm dünyada müzikseverlerin ilgiyle takip ettiği çalışmalarını İngiltere'de başarıyla sürdürüyor...

İngiliz bir anne ve Ürdünlü bir babanın kızı olarak dünyaya gelmenizin kuşkusuz ki, paula_darwish_s.jpgve dünya müziklerine ilginizde katkısı olmuştur.. Kürtçe ve Türkçe ezgilerle ne zaman tanıştınız..?

Birkaç yıl önce, ben ve sevgilim para biriktirip dünya gezisine çıkmaya karar verdik. Uzun süre deli gibi çalıştıktan sonra işimizi, evimizi terk edip yollara düştük ve ucuz uçak bileti almak için Londra'ya gittik. Önceden birkaç ay Yunanistan'da kaldığım için, erkek arkadaşıma gezimize oradan başlamayı teklif ettim. Fakat oraya bilet bulamadık ve eve dönme olanağımız da yoktu artık. O gece indirimli olarak sadece İstanbul'a bilet vardı ve öyle bir tesadüfle kaderin sayesinde İstanbul'a doğru yola çıktık. Bugüne kadar dünyayı pek görmedim ama Türkiye'de bayağı gezdim. Türkçe ve Kürtçe ezgilere ilk o gezide rastlamıştım....

Bireysel müzikal tarzınızı nasıl tanımlıyorsunuz..?

Ben, müzikal tarzıma 'Country and Eastern' adını veriyorum çünkü bu etiket en doğru tanımlama... Çocukluğuma dek uzanan müzik etkileşimlerimi en iyi bu tarifliyor. Babam Ürdünlü ve müzikal anlamda iki büyük tutkusu vardı. Eski klasik Arap şarkıları ve Amerikan country müziğini bir araya getirmek. Kulaklarımı dolduran bu iki farklı müzikle büyüdüm ve yıllar sonra Anadolu müziğine de aşık oldum. Benim müziğim, bu etkilenimlerimin kendi doğallığında çıkan sesidir.

Batı müziğiyle yetişen ve Batı enstrümanlarına alışkın olmayan insanların karşısına Doğu ezgileri ve enstrümanlarıyla çıktığınızda nasıl tepkiler alıyorsunuz..? Yaptığınız Doğu müziklerini nasıl buluyorlar...?

Genel olarak İngiltere'deki dinleyici kitlemiz iki farklı kesimden oluşuyor. Bir kısmının önceden Akdeniz ya da Orta- doğu müziğine ilgisi var ve o yüzden bize dinlemeye geliyorlar. Diğerleri ise bize tesadüfen rastlamış ve bizi görmeden, dinlemeden önce Doğu müziğini seveceklerini düşünmemiş. Belki kafalarında Doğu müziğinin çok uzak ve garip bir müzik olduğu yargıları vardı. Bizim konserlerimizde bu önyargılar kaldırılıyor çünkü bizim yorumlarımızın çoğu Batılı bir kulağa çok yabancı gelmiyor. Doğu enstrümanları özellikle ilgi çekiyor. İngiltere'de Hint ve Afrika enstrümanlarını tanıyanlar pek çok olsa bile, küçük bir çevrenin dışında saz ve darbuka gibi enstrümanlar pek görülmemiş.

Batı ve Doğu arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz ve grubunuza bunu nasıl yansıtıyorsunuz..?

Bu soruya cevap vermek gerçekten zor, çünkü bilinçli olarak böyle bir amaçla çalışmıyorum. Daha çok sevdiğim müziği kendime göre çalıyorum. Anadolu'nun müthiş ezgileri zaten kendi sesiyle konuşuyor ve benim kimseye anlatmama gerek yok. Sanırım Batı müziğini dinleyen insanlar için Doğu ritimlerini anlamak zor. 4.4'lük olsa bile vuruşun vurgusu farklıdır. Bazen bir şarkının beatini sadeleştirmek için bateri ve elektronik gitar kullanıyoruz. Grup elemanlarının çoğu daha çok Batı müziğiyle uğraştığı için doğal olarak bu tarzla yorumluyor şarkılarımızı.

Siz farklı iki kültürü de tanıyarak büyüdünüz ve dolayısıyla yabancılık çekmiyorsunuz. Peki sizinle çalışan müzisyenler nasıl algılıyor yaptığınız müziği. Sahnede bütünlük ve uyumu nasıl sağlıyorsunuz?

Benim çaldığım müziği sevmek, grubun ortak noktasıdır. Bizim bütünlüğümüz esas olarak oradan kaynaklanıyor. Tabii ki herkes her parçayı aynı derecede sevmiyor. Mesela çok ağır dertli parçalar grup tarafından reddedilebiliyor ama ben böyle parçalara bayılıyorum! Benim elemanlarımın hepsi tecrübeli ve bir sürü grupta çalışmış benden önce. Onun için olağan bir rock grupta çalmak istemiyorlar. Bizim grupta her hafta yeni bir fikir, yeni bir buluş var ve herkes kendi müzik isteklerini, beklentilerini ortaya sunuyor. Örneğin Doğu'dan sevdiğim eski geleneksel bir parça dinliyoruz ve ondan sonra bunu bizim var olan Batı enstrümanlarıyla nasıl çalabiliriz diye düşünüyoruz, deniyoruz. Bu Doğu müziği ilgisi ve yeni bir müzik yaratma arzusu bize uyum sağlıyor...

Pir Sultan, Karacaoğlan gibi pek çok halk ozanının türkülerini söylüyorsunuz... Hiç onları merak ettiniz mi, yaşamları hakkında bilginiz var mı..?

Halk ozanlarının hayatlarıyla çok ilgileniyorum ve en çok Pir Sultan'ın hayatını araştırdım. Pir Sultan'ın hayatı hakkındaki bilgi az olsa bile güzel ruhunu ve inançlarını anlamak zor değil. Fedakar sözleri bana çok güç veriyor ve özellikle 'dostum dostum' gibi eski bir türkünün sözlerinin bugün ne kadar güçlü olduğuna hayret ediyorum. Aslında benim hayallerimden bir tanesi, İngilizce olarak halk müziği ve kahramanları hakkında bir kitap yazmaktır...

Anadolu türkülerinin sizin üzerinizdeki etkisini nasıl tanımlarsınız? Kürtçe ve Türkçe seslendirdiğiniz türküleri nasıl seçiyorsunuz?

Anadolu türkülerini dinlediğim zaman, kocaman bir dünyada kendimi küçük bir toprak parçası olarak düşünüyorum ve kendi sorunlarımın o kadar büyük olmadığını hissediyorum. Halk müziği dinlediğimde aynı anda kendimi hem mutlu hem mutsuz hissediyorum. Gerçekten Anadolu müziğine aşık oldum ve bunu dinlemek derin bir nefes almak gibi sonsuz bir zevktir. Söylediğim ilk parçaları saz çalan dostlarımla beraber gitar çalarak öğrendim. Bugünlerde ise en sevdiğim türküleri öğrenmeye çalışıyorum ve grubuma en uygun parçaları provada deniyoruz. Bazıları diğerlerinden daha başarılı çıkıyor. Her konser için programımıza yenilikler katıyorum gelen insanlara göre türküleri seçiyorum. Bazı ortamlarda 'karlı kayın ormanı' gibi yavaş ve hüzünlü bir türkü çalsam da bazen uygun olmuyor. Mesela İngilizce konuşan bir millet Türkçe ya da Kürtçe bir şarkının anlamını ne kadar sezerse, o türkünün ezgi ve ritmine daha çok tepki gösterecektir. Bu yüzden dikkatli seçmek lazım.

Sizce Dünya Müziği kavramı nedir..? Nasıl değerlendiriyorsunuz bu tanımı?

Dünya Müziği kavramı, 1980'li yıllarda, dünyanın değişik bölgelerindeki müziği İngilizce konuşan ülkelerde pazarlamak gibi bir amaçla yaratıldı. Çünkü pazarlama açısından, bir ürünün etiketi olmadan satış yapmak zor. Bu kavramı yaratanlar esas olarak iyi niyetlidir, yani yabancı sanatçıları İngiliz ve Amerikan müzik pazarına tanıştırmak amaçla bir araya gelmişler. Çoğu pazarlama etiketleri gibi, Dünya Müziği etiketini de derin derin incelersen anlamsız gibi görünüyor.

Örneğin Anadolu müziği ve geleneksel Çin müziğini aynı kutuya nasıl koyabilirsin? Fakat bir yandan amaca ulaşıldı çünkü birçok Afrikalı ve Asyalı sanatçının Avrupa ve Amerika'da tanınmasında yararlı oldu. Salif Keita bunun büyük örneğidir. Eleştirmek kolay ama sanırım bazı sanatçılar için Dünya Müziği kavramı şüphesiz faydalıydı.

Dünyanın pek çok ülkesinde popüler kültür hakim. Farklı sentezler ve çalışmalar yürüten insanlar çalışmalarını duyurmada yeterince medya desteği görmüyorlar. Medyanın sanata bakış açısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Mesela sizin çalışmalarınız basından destek görüyor mu..?

En son albümümüz medyada hoş karşılandı ama en büyük milli dergilerde ilgi yoktu. Medyanın her boş sayfasına, onu doldurmak isteyen binlerce müzisyen var. Bu açıdan medyanın dikkatini çekmek her tür müzik alanında çalışan sanatçılar için bir sorundur. Zaten her ülkede az sayıda 'elit super star' tipler müzik medyasında egemen oluyor ve bu gerçek, müzik endüstrisindeki patronların ana amaçlarını yansıtıyor. Ya kocaman süper starsın ya da hiçbir şey değilsin... Bu zihniyete çalışıyorlar. Öbür yandan, internet sayesinde yüzlerce alternatif dergi ve forumlar var ve bizim farklılığımız böyle yerlerde dikkat çekiyor. Tabii ki büyük şirketlerin avantajı şüphesiz pazarlama ve paradır.

Türkiye'de ne kadar kaldınız, neleri gözlemlediniz ve giderken heybenize neler doldurdunuz? Neler kattı size bu deneyim?

İlk ziyaretimde 5 ay kaldım. Zaten dünya gezintimiz Türkiye gezintisi olmuş. Türkiye'de o kadar uzun kaldık ki paramız bitti ve İngiltere'ye dönmek zorundaydık. Bu kez en çok Karadeniz ve Akdeniz taraflarını gezdim. Dört sene sonra öğrenci olarak İstanbul'a geldim. Londra Üniversitesi'nde Türk Dili Edebiyatı ile Ortadoğu Tarihi okuyordum ve 3'üncü yılımı Boğaziçi Üniversitesi'nde geçirdim. Arnavutköy'de kaldım ve yaz tatilimi de bir ay Karaburun'da geçirdim. Heybem her seferinde tabii ki müzikle doldu. İsimlerini bilmediğim sanatçıların kayıtlarını sağdan soldan toparladım. Bambaşka bir ülkede yaşama fırsatım olduğu için kendimi çok şanslı sayıyorum. Bu tecrübeden ne kadar çok şey öğrendiğimi anlatamam. Bir yere turist olarak gittiğin zaman o yerin kültürünü anlamak zor ya da belki hiç fark etmeyeceksin. Fakat yabancı bir ülkede halkın arasında yaşadığın zaman başka şeyler anlıyorsun. Yüzlerce değerli anılarım var, özellikle tanıştığım insanlarından. İstanbul'da Kızılırmak Grubu'ndan İlkay Akkaya ile tanıştım ve görüşmemiz kısa olsa bile etkisi büyüktü. Bugüne kadar rastladığım en üst, en samimi, en güzel, en fedakar insanlardan bir tanesidir. Beni hatırlayıp hatırlamayacağını bilmiyorum ama çok saygım var İlkay'a...

İstanbul'un hayatınızdaki anlamı ve önemi nedir?

Öğrenciyken Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Huzur' romanını okudum. Onu okumak zor olmasına rağmen çağdaş Türkiye hakkında çok öğretici oldu. İstanbul'da olduğum zaman, hele Boğaz kenarında, hep bu kitap aklıma gelir ve romanın dönemindeki değişim rüzgarını sanki yeniden hissedebilirim.

Türkiye'de birlikte çalıştığınız müzisyenler oldumu? Buradaki müzisyenlerden beğendikleriniz, takip ettikleriniz kimler..?

İstanbul'da saz çalan arkadaşlarımdan birçok türkü öğrendim ve aynı zamanda çok güzel vakit geçirdik. Boğaziçi Üniversitesi'nde bir rock grupta çaldım ve 'uzun ince bir yoldayım'ı gürültülü bir şekilde çaldığımızı hatırlıyorum. Çok disiplinli olmadığımız için provalarımızın çoğu Boğaz kenarında komik hikayeler anlatarak geçti. Londra'ya döndükten sonra Sabahat Akkiraz'ın bir konserinde, saz çalan kardeşiyle Cemal'le birkaç şarkı söyledim. Sabahat'la aynı sahneye çıkmak büyük bir onurdu benim için. En sevdiğim ve dinlediğim sanatçılar. Güler Duman, Selda Bağcan, Kızılırmak, Efkan Şeşen, Umut Altınçağ, Ayşegül, Diyar ve Aram Tigram... Aslında daha çok var. Eski kayıtlardan çıkan köylü seslerini de dinlemeyi çok seviyorum kim olursa olsun.

Farklı kültürlerin müziğini yaparak aslında bir anlamda dünyaya barış mesajıda vermiş oluyorsunuz. Sizce bu kadar savaş naraları atılırken dünya barışına müzikle de katkı sunulabilir mi? Müziğin gücüne inanıyor musunuz? Savaşlar devam ederken, dünya barışının sağlanacağına inanıyor musunuz?

Müziğin dünyayı değiştireceğine inanmıyorum çünkü sadece insanlar onu yapabilir ama müziğin rolü olabilir. Müzik insanlara güç ve ilham veriyor ve bir- çok zaman en yakın yoldaşlarımızı müzikten dolayı buluyoruz. Yani belli bir inancı paylaşan insanlar genelde aynı sanatçıları seviyor. İngiltere'deki konserlerimize gelenler farklı etnik kimliklerden olduğu için ortam gerçekten çok hoş ve uluslararası ülkelerin arasındaki nefret ve önyargının halk değil, daha çok siyasetçilerinden kaynaklanmasının kanıtı. Bizim dört ayaklı dans edemeyen İngiliz adamlarımızın halay çekme çabalarını seyretmek vallahi paha biçilmez...

Sesinizde hüzünlü bir tını var. Bunu en ritmik şarkınızda bile hissedebiliyor insan. Hüznünüzü besleyen nedir?

Sanırım bütün dünya sıkıntılarımı çıkartıyorum şarkı söylediğim zaman ve aynı zamanda türkü söylemek beni insan sevgisiyle dolduruyor. Bu yüzden aynı anda mutlu ve hüzünlü hissediyorum. Bazı türkülerin sözleri beni çok içten etkiliyor ve ne büyük sayıda Pir Sultan gibi cesur ve halkı savunan iyi insanının öldürülmesi aklımdan geçiyor....

Türkiye'de konser vermeyi düşünüyor musunuz? Projeniz varmı?

Bu sene grubumla beraber gelme planım var ve onu gerçekleştirmeye çalışıyorum. Yeni kayıtlarda çalışıyoruz ama bu sene ana amacım kesinlikle Türkiye'ye gelip konser vermektir. Bu yolda bütün olanaklara bakıyoruz.

Evrensel bakış açınız var ve birçok farklı kültürü içselleştiren bir insan olarak kendinizi en çok nereye ait hissediyorsunuz..?

İlerici, geniş fikirli ve hoşgörülü insan nerelerde bulursam oraya ait olabilirim...

Teşekkür ediyoruz Paula, bu güzel sohbet için...

Ben teşekkür ederim...

NESRİN AKSU nesaksu@gmail.com


Bookmark and Share

 

  Günlük / Asma Yaprağı
Uzaklaşmadan tüm iklimlerden yaşamak tüm renkleri...
Sesini deryalara çağlayan eden kadın: Ayşenur Kolivar
Kubat'tan 'ince ince' şarkılar
'Meleni Mira' öteki yüz...
Carte cara... Arapların kayıp şarkıları...
Renkler ve ıslıklar
İnatçı, cesur, gözü kara ve vefalı; İlknur Yakupoğlu
'Fotoğraflarım duygularımın dili'
Sessiz yüreklerin çığlığı; Demsal
Hayatın en hüzünlü sayfasıdır gitmek...
Türkü söylemek beni insan sevgisiyle dolduruyor...
   Kültür
Erdal Eren'in hayatı film oldu
Kurçenli sinemaseverlerle buluştu
Altın Koza 20 Eylül'de
Caz yıldızları aynı albümde
Nitelikli yapımlar bu festivalde
  En Çok Okunanlar
Kürtlerin gündemi çözüm, Başbakan
Referandumda devrimci tavır
Hopa Kemalpaşa Özerk Bölgesi
Sandıklar temiz gidecek
Türkiye acil adım atsın
Türkali boykota çağırdı
Sol el konçertosu

  Köşe Yazıları
 Kürtlerin gündemi çözüm, Başbakan

Yüksel Genç

 Kayıp şehir

Arif Altan

 Referandumda devrimci tavır

Şaban Iba

 Sol el konçertosu

A.Hicri Izgören

 Hopa Kemalpaşa Özerk Bölgesi

Metin Yegin



© 2009 Günlük Gazetesi